Sükuta Dair
Kelimeler.. Gönlümüzdeki duyguların, zihnimizdeki düşüncelerin beden giymiş hali. Muhatabımıza gösterebilmek için bir bedene bir cisme ihtiyaç duyuyoruz evet. Varlığımızdaki soyut düşünce ve hisleri hem kendimize hem etrafımıza görünebilir kılmak istiyoruz evet. İnsan ifadede görünür kılınanı tercih ediyor, duyulur kılınanı.. Bazen bazı düşüncelerimizi onlar olmadan anlatamayız, onlar can simitlerimizdir bizim anlam dünyasında. Peki ya bazen.. Diğer bazenler.. Mesela kelimelerin hiçbir anlam ifade etmeyeceği zamanlar.. Öylesine bir anlam sarmıştır ki ruhu hiçbir kelime, hiçbir söz o ifadenin karşılığı olamaz. O ifade bir somutluğa bürünemediğinde de dili bir sukut bağlar. İşte o sükut.. Bir çok zaman gözden kaçırdığımız, içerdiği ifadenin yoğunluğunu kavrayamadığımız o sükut.. Ne konuşur sükut, ne söyler kendi lisani haliyle. Hangi kelimeleri bize verir kelimesizliğiyle.. Nasıl bir ifade çarpıcılığı vardır.. Ruha ne üfler.. Gönlümden gönlüne ne geçirir mesela.. Görünmeyen duyulmayan hangi ifadeler can bulur sükutta. Ruhumu ruhuna aktarmanın bir ifade şekli midir sükut.. Kımıltısız.. Hiçbir varlığa büründürme çabası olmadan.. Var olanın bir hakikatle var olana daveti..
Diğer bazenler.. Bilgeler mesela.. Hakikat insanları.. Ne çok sükut taşırlar varlığında öyle değil mi.. Çünkü sükut hakikatinde bir ifade şeklidir aslında. Bilgi insanın varlığında anlam buldukça, insanın ruhunun damarlarında yer aldıkça sükutu doğurur bir ifade şekli olarak. Evet sükut onların taşıdığı onca hakikatin bir ifade şekli, bir sözüdür artık.
Diğer bazenler.. Aşıklar.. Örtülerine bürünmesi gerekenler.. Onların bir adı da sükuttur zaten, çağıldayan sükut..
Diğer bazenler.. Kırılan kadınlar mesela.. Bir kadın gerçekten kırılmışssa susar. Gönlündeki feryadı öylesine yogundur ki , mecalsizce durur, gönlünü dinler sessizce.
Diğer bazenler.. Huzur insanları.. Onlar susarlar ve susuşları dinlerler. Konuşmanın yoğunluğunun uzağında sükut sığınagindadirlar, bazen dışarı çıkarlar, kelimelerin içine karışırlar, bazen dostlarıyla kelime yığınlarına bir şemsiye açıp, sükutla konuşurlar. Onlar dostlarıyla olan bu paylaşımlarda bilir ki sükut en derindekilerin sesidir. Biri karşında sükuta gömülüyorsa aslında tüm gönlüyle konusuyordur senle.
Diğer bazenler.. Sayılamayacak birçok örnek.. Bunca söz bunca kelime kelimesizliği anlatmak için, sükutu.. Bir sükuta milyon kelime yetersiz gelir. Ama bazen de bir kelime bir cümle, hakkı hiçbir şeyin anlatamadığı kadar anlatır. Söz ne kadar hakikatı ifade ediyor, ne kadar hayat içinde düşüncelerimizle bilgimizle kalbimizle tecrübelerimizle yoğrulmuş bir şekilde çıkıyor dilimizden, ne kadar saf bir niyeti barındırıyor ve böylece ne kadar varlığımıza tesir ediyor.. Peygamberin söylediği gibi aslında, ya hayır söylemeli yahut susmalı.. Ama bazı hayır söylemlerinin sükutun dilinde olduğu da unutulmamalı.
Bizler.. Gündelik hayatın içinde, kelimelerin yoğunluğunun oksijenle eşdeğer olup birlikte solunduğu bir hayatın içinde, bu gürültünün içinde kalbimizin sesini duyamıyoruz. Orda bize bir şeyler söyleyen bir başka ses var. O bağırmaz, usulca konusur, bunca gürültüye de maruz kalsak onu duyabilmeliyiz. O bizi insan olmaya çağıran sestir, o bizi ilahi olana duymaya yönlendiren bir sestir, o bizi varlığın özünü görmeye çağıran bir sestir, o bize ebedi alemden seslenen bir sestir... kısık mı geliyor sesi, öyleyse hadi, dış sesi kıstıralım, dünyanın içimize yansıyan gürültülü sesini kıstıralım, bunu yapabildiğimizde iç sesimizin kendiliğinden açıldığını göreceğiz.
Yorumlar