Acılar
Acılar.. insanın sadece kendisine teslim olmasını isterler varolduklarında.. tüm bedenini sarsar, kuvveti derecesinde tüm ruhunu ele geçirebilirler. Soluduğun herşey acının eleğinden geçebilir kuvvetli bir acının esareti altındaysan. Yürüdüğün, konuştuğun, yediğin, içtiğin, okudugun, ibadetin, düşündüğün, iletişim kurduğun... acı hepsinin içine sinmiştir artık. O an için ondan uzak kalmanın bir yolu yoktur. Belli bir zaman geçmesi gerektiğini bilirsin. Zaman şifa mı verir yoksa ağrı kesici gibi bir özelliği mi vardır, ağrıyı keser ama diğer tarafta hastalık kendi halinde varolmaya devam etmektedir aslında. Acıyı ne dindirebilir? Acıyı yine acı mı dindirebilir.. acılı ruh halindeyken yapmaktan mutluluk duydugumuz bir şeyi yapmak bu sefer bizi mutlu kılmaz mesela, ondan uzak durmak isteriz hatta, acıyı da dindirmez. Ama acı dolu bir müzik dinleyebiliriz ya da içinden acı geçen herhangi bir şeyle acımıza pansuman yapabiliriz. Bu durum belki acının derecesini arttırır ama ilginç bir şekilde acına bir arkadaş gelmesi senin kendini daha iyi hissetmeni sağlar. Acılarda iletişim kurmak ister çünkü. Ama onu anlayan birşeyle, bir duyguyla. Onu geçiştiren, onu unutturmaya çalışan değil, onu anlayan, anlamasıyla yalnız olmadığını hissettiren bir bakışla. Acılarda empati ihtiyacı duyar, acılarda iletişim ihtiyacı duyar. Belki başta yarayı daha çok kanatır bu durum, acının acıyla olan şifası ama iletişim kurduğu diğer acı, geri çekildiğinde, kendi acısında bir hafiflik duyumsamaya başlar ve bu hafiflik duygusu onu iyileştirmeye başlamıştır bile. Artı acının acıyla olan şifasında acı katlanarak en üst noktaya geldiği için aşağıya doğru bir iniş yapmaya başlar bu seferde. Hiçbir acı sonsuza kadar çoğalarak gitmez, bir yerde durur ve iniş yaşar. Bu inişin yaşanmaya başladığı zamanlar bizimde iyi olmaya başladığımız zamanlardır. Acının içindeyken o acı hep sürecekmiş gibi gelir bazen bize. Yanıltıcıdır bu durum, öyle anlarda onun geçici bir süreç olduğunun farkında olmalıyız. Bazen geçici olduğunu bilse bile dayanmakta çok zorlanabilir insan, elini ayağını herseyden geri çekebilir bu acısıyla kavrulabılır yalnızca, bu ruh halini yaşayacaktır kaçışı yok ama böyle bir durumda da mesela maneviyatını koyabilir devreye. Hz. Muhammed bu yüzden mi “üzüntüye uğrayan beni hatırlasın” demiştir acaba. Onu hatırladığımızda burda da bir iletişim vardır, empati vardır, acının onun ugradığı acılarla bir pansumanı vardır ve tabi koskoca bir maneviyat vardır. O maneviyat acıyı pansuman yapar, kökenindeki hastalığı iyileştirmeye yönelir önce, devamı kendiliğinden gelir, acı zaman içinde kendiliğinden kesilir.Ve acı yavaş yavaş düşüşe geçtiğinde, ruhu terketmeye başladığında, kıpırdanır insan yeniden.. hayatına yapmak istediklerine, yapmakta huzur bulduklarına, sorumluluklarına yeniden dönüş yapar acının terkinin vermiş olduğu serin ruh haliyle.. o serinlik acı ilk terkettiğinde kişiyi yeniden canlandıran bir histir, mutluluk ona göz kırpar, karanlıklardan aydınlığa yeniden çıkmanın o iç huzurunu iç sevincini yaşatır insana. kurban bayramında kurbanını kestikten sonra yaşadığın o manevi duygular gibi bir histir o serinlik. acı belki azalmıştır, geçmiştir ama sana neler öğretmiştir, o öğrendiklerinle hayatını daha anlamlı yaşaman ve bu anlamla hem dünyadakilere daha faydalı olman hem de ebediyeti kazanman senin elinde.. acının ellerini doldurduğu şeylerin ellerinden kaymasına izin verme, onları sıkıca tut ve yeryüzüne ihtiyacı oldukça bir tohum gibi serpiştir, acından bir orman doğsun yeryüzüne ve tüm insanlık daha rahat nefes alsın.
Yorumlar